Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Sabah uyanmak istemiyor ve çabuk sinirleniyorsanız mevsimsel depresyona girmiş olabilirsiniz.

Son yıllarda ekolojik dengenin bozulması sonucu güneş ışınlarının azalmasıyla mevsimsel geçişlerde depresif duygularda artış yaşandı. Aşağıdaki belirtileri yaşıyorsanız siz de mevsimsel depresyonda olabilirsiniz:

- Sabah uyanmakta güçlük çekme, 

- Yataktan kalkmak istememe, 

- Karamsarlık, 

- Cinsel enerjide azalma, 

- Çabuk sinirlenme

EYLÜL VE EKİM AYLARI EN DEPRESİF AYLAR

Uzmanlara göre Eylül ve Ekim ayları mevsimsel depresyonun en çok yaşandığı aylar olarak karşımıza çıkıyor.

Mevsim geçişlerinde, tabiattaki değişikliklerin biyolojik olarak bıraktığı etki ile sinir sistemi, hormonlar ve beyin kimyasında değişiklikler meydana geliyor. Psikiyatrik rahatsızlıkların çoğunda bahardan yaza geçerken ya da yazdan kışa geçerken depresyonda bir hareketlenme olur.

FİZİKSEL AKTİVİTEDE BULUNUN

Mevsimsel geçişlerden hafif etkilenmek için kişi kendisini iyi hissettiren faaliyetlerde bulunarak kendisini zinde tutmaya çalışılabilir. Haftada en az 2 ya da 3 gün yapılan 1 saatlik yürüyüş iyi gelecektir. Ayrıca düzenli uyku ve sosyal aktivite ile mevsim geçişlerini hafif etki ile atlatabilirsiniz.

BESİNLERLE STRESLE BAŞA ÇIKIN

Antioksidan içeren besinlerle strese karşı korunurken metabolizmanızı da hızlandırabilirsiniz.

B vitamini içeren besinler günlük stresi alırken yorgunluğu iyi enerjiye çevirmede aktif rol oynar. Beslenmenizde bunlar eksik olduğu takdirde depresyon kaçınılmaz olacaktır.

 

Kaynak: www.ensonhaber.com

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoterapist Mehmet Başkak, halk arasında ‘ayna hastalığı’ olarak bilinen dismorfofobi hakkında önemli bilgiler verdi.

Dismorfofobi olarak da bilinen beden dismorfik bozukluğu, dünya çapında sıkça görülen şiddetli bir zihinsel rahatsızlıktır. Gerçekte normal görünmelerine rağmen, çirkin olduklarına inanırlar. Bu rahatsızlığı yaşayanlar çalışma ve sosyalleşmeyi bırakabilir, eve kapanabilir ve hatta intiharı bile düşünebilirler.

Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoterapist Mehmet Başkak, halk arasında 'ayna hastalığı' olarak bilinen dismorfofobi hakkında önemli bilgiler verdi.

Çirkinlik korkusu

Dismorfofobik bir insan, herhangi bir organının şeklini, görünümünü kafaya takmıştır, kendini beğenmez, çirkin olduğunu düşünür. Herkes normal olduğunu söylese de o rahatsızdır, yine de çirkin olduğunu düşünür. Estetikçilere gitse de on defa operasyon geçirse de görünümünden memnun değildir. Günlük meselelerin ortasında, sohbetler sırasında, masada otururken, okurken; aslında her yerde ve günün her saatinde, çirkinlik korkusu ile gerçekten mutsuz olan kişidir.

Hafif bir fiziksel anormallik varsa, kişinin kaygısı aşırı boyutlara ulaşır. Bu kaygı, sosyal, mesleki veya diğer önemli alanlarda klinik olarak önemli derecede sıkıntı veya işlev bozukluklarına neden olur.

Dismorfofobik kişiler, algılanan görünüm kusurunun asgari olması veya herhangi bir görünüm kusuru olmaması durumunda bile, nasıl göründükleri konusunda yanlış düşünürler. Kendilerini çirkin veya deforme, hatta iğrenç bir canavar gibi görüyor olabilirler. Endişeler genellikle yüze veya kafaya odaklanır. Görünüş kaygısını kontrol etmek veya bu kaygıya direnmek zordur. Bu bireyin hayatından ortalama günde 3 – 8 saat çalar. Bu kaygılar genellikle reddedilme korkusu ve düşük benlik saygısı, utanç, değersizlik ve sevimsiz olma duyguları ile ilişkilendirilir.

Buna ek olarak, çoğu hasta, başkalarının onların sahip olduğu kusura bakarak, söz konusu kusur hakkında konuşarak ya da alay ederek, kendisini çirkin buldukları algısına sahiptir.

Günde birkaç saat sürer

Çoğu hasta, tekrarlayan kompülsif davranışlar sergiler. Yaygın davranışlar arasında ayna kontrolü, başkalarıyla karşılaştırma, aşırı bakım (makyaj, saç şekillendirme), kamuflaj (şapka, giysi veya makyaj), sık giysi değiştirme, güvence arama, deri soyma ve diyet yapma vardır. Bu davranışlar günde bir kaç saat sürer ve kontrol etmesi zordur.

Mesela, tamamen ince olduğu halde, yarım beden daha zayıflamam lazım diyerek sürekli arayış içinde olabilir. Burnunun şeklini, başkalarının burnuyla kıyaslaması saatler sürebilir. Çenesi ile uğraşabilir.

Erken ergenlik çağında başlar

Çocukluk çağında da temelleri oluşabilmekle birlikte dismorfofobi genellikle erken ergenlik çağında, ergenlik sorunlarıyla birlikte kendini gösterebilir. Ergenlikte genellikle kişilerin kendi görünümleriyle fazla ilgilenmeleri, bir sivilceyi, burnunu ya da bir başka fiziksel unsuru çirkin bulmaları, bunu aşırı önemsemeleri çokça rastlanan bir durum dönemsel bir özelliktir. Bununla birlikte beğenilme, önemsenme, kabul görme konusunda aşırı sorun yaşayanlar, benlik saygısı ve güven problemi yaşayanlarda bu sorunun fiziksel bir unsurla bağdaştırılmasıyla birlikte ergenlik dönemi geçse dahi söz konusu fiziksel kusur algısı kalıcı olabilir, bu takıntı haline gelebilir.

Ergenlik çağında bu duruma dikkat etmek, bu dönemde sorunun aslında fizikselden çok psikolojik olduğunu tesbit etmek, kişinin yetişkinlikte dismorfofobiden muzdarip olmasının önüne geçebilir.

Estetikçiden önce ruh doktoruna gidin

Estetik cerhhaninin oldukça yaygınlaştığı ve estetik operasyonların giderek daha normal kabul edildiği günümüzde dismorfofobi tanısı koymak zor olabilir, çünkü birçok hasta, basitçe daha düzgün bir görünüm için estetiğe müracaat ediyor havasındadır. Endişelerinin boşa çıkarılmasından korkarak semptomlarını söylemekten çekinirler. Fakat estetik hekimleri bunlara en uygun operasyonu gerçekleştirse bile, asla mutlu olmaz ve şikayete devam ederler, bunun üzerine genellikle psikiyatra/psikoloğa yönlendirilirler.

- Rahatsız olduğunuz fiziksel durumu sürekli düşünüyor, hep başkalarıyla kıyaslıyor ve mutsuz mu oluyorsunuz?

- Beğenilmediğiniz, çok çirkin göründüğünüz düşüncesi sürekli tekrarlayan düşüncelere mi dönüşmüş durumda?

- Herkesin sizin o çirkin bulduğunuz organınızı görüp, ona dikkat ettiğini ve sizi o görünümden dolayı çok çirkin bulduğunu mu düşünüyorsunuz?

- Görünüşünüzü ya da bir uzvunuzu sürekli gizleme eğiliminde misiniz, insanlar görecek diye iletişim kurmaktan hep kaçınıyor musunuz?

- Görünüşünüzle ilgili bu endişenizin, hayatınız üzerinde etkisi var mı? Eğer varsa: Sosyal hayatınızı, okul çalışmanızı, iş hayatınızı, veya hayatınızın diğer yönlerini önemli ölçüde olumsuz etkiledi mi?

Görünümünüzden herhangi bir şekilde endişe duyuyorsanız ve sürekli zihniniz bu endişeyle meşgulse ve oldukça uzun zamandır bu endişlere sahipseniz; bu durumlara benzer özelliklere sahip olanların bir estetikçiden önce bir ruh sağlığı profesyoneline ihtiyacı vardır, çünkü sorun psikolojiktir. Düzeltilmesi gereken bir organa en iyi estetik müdahale yapılsa bile, sorun devam edebilecektir.

Tedavisi var mı?

Dismorfofobik bireylerin sınırlı sayıda arkadaşı olabilir ya da hiç arkadaşı olmayabilir ve ilişkiden ve diğer sosyal etkileşimlerden uzak dururlar. Alışılmadık derecede yüksek stres yaşarlar ve yaşam kaliteleri belirgin derecede düşüktür. Çoğu hasta da akademik, mesleki kariyerlerinde veya rol işlevlerinde bozukluklar gösterir. Yukarıdaki kriterlerin birkaç tanesini taşıyan birinin estetikçiden evvel, bir psikoloğa ihtiyacı olduğunu kabul etmesi gerekiyor.

Dismorfofobik hastaların çoğunluğu, cerrahi tedavi istemekte diretiyor. Umutsuzluk içinde olan bazıları kendi ameliyatlarını bile yapma girişiminde bulunabiliyor (örneğin zımba teli ile yüz gerdirme girişiminde bulunmak gibi). Vasıfsız kişilere merdiven altı sözde estetikçilere müracaat edebiliyor. Tedavi şekillerinden memnun olmayan bazı hastalar intihar riskine kadar yüksek düzeyde psikolojik sorunlar yaşayabiliyor ya da doktora karşı şiddet gösterebiliyor.

Genellikle kişinin yaşadığı sorunun psikolojik arka planına bağlı olarak tedavisi uzun ya da kısa sürebiliyor. Uzmanın uygun görmesine bağlı olarak ilaç tedavisi ve eşlik eden psikoterapiler belli bir süreçte kişilerin huzuru bulmasını sağlayabilmekte. Bilişsel davranışçı terapi ve buna eşlik eden hipnoterapi desteği bu tür hastalara ciddi faydalar sağlayabilmektedir. Tedavi sürecinin bir estetik müdahaleden önce psikolojik zeminde gerçekleşmesi şarttır ve psikolojik tedavide, iyileşme şansı her zaman yüksektir.

 

Kaynak: www.kadinvekadin.net

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Eğer hayatınızı iyileştirebileceğinizi düşünüyorsanız, iyileştirebilirsiniz. Eğer kısılıp kaldığınızı düşünüyorsanız ve bu da averajın altında bir hayat ise, muhtemelen orada kalacaksınız.

Bu yüzden başarılı bir hayata doğru giden yolda, düşüncelerinizi bir üst seviyeye geçirmek isteyeceksiniz. Bir kere bunu yaptığınızda, diğer her şey kendiliğinden yerine oturacaktır. Her şey bir kenara, düşünceleriniz davranışlarınıza, davranışlarınız alışkanlıklarınıza ve alışkanlıklarınız da hayatınızı yaratmaya öncülük edecektir.

O zaman, bir dahaki zorlu mücadelenizde ne düşüneceksiniz? Çünkü düşündükten sonra yapacaksınız da. Düşüncelerinizi kendi tarafınıza çektiğinizde, potansiyelinizi görüp hayretler içinde kalacaksınız.

İşte size mükemmel bir hayata giden yolda düşüncelerinizi geliştirmek ve böylece pozitif düşüncenin gücünden yararlanmak için 9 yol:

1. Hemen Kendinizle Konuşun

Bu tavsiyeyi, pozitif kalarak ve hedeflerinize ulaşmak için bilinçaltınıza doğru talimatları vererek yerine getirebilirsiniz. Evet doğru, size kendinizle konuşma izni veriyoruz. Hem de çok. Yüksek sesle. Sadece doğru şeyleri söylediğinizden emin olun.

2. Negatif İç Konuşmadan Kaçının

Birçok insan hedeflerine ulaşmak için atmaları gereken ilk adımdan önce, kendilerini bu hedeften uzaklaştırıyor. Negatif düşüncelerden kaçmayı öğrenerek ve pozitif kalmaya odaklanarak daha iyisini yapabilirsiniz.

3. Pozitif Bir İnanç Sistemi Benimseyin

Düşünceler aslında somuttur. Sizin gerçekliğinizi yaratırlar. Düşünceleriniz de inançlarınızın bir ürünüdür. Kendinize ciddi bir soru sorun: düşünceleriniz size yardım mı ediyor yoksa incitiyor mu? Eğer düşünceleriniz yaşamak istediğiniz hayatı yaratmaya izin vermiyorsa, düşüncelerinizi başka bir seviyeye taşımanın vakti gelmiştir.

4. Başarıya Giden Yolu Düşünün

Başarılı insanlar sağlık, zenginlik gibi konularda iyimser düşünmeye eğilimlidir. Hayatınızda meydana gelen olaylardan öğrenmek ve böylece olgunlaşmak da sizin elinizde, bu olayların bir kurbanı gibi davranmak da.

5. Beklentilerinizi Hızlandırın

Eğer hayatınızda büyük şeyler olmasını ummazsanız, oldukları zaman farkına varmayacaksınız. Büyük günlerin arkanızda kaldığına değil, hala önünüzde olduğuna inanmalısınız. Bu düşünceyi benimseyene kadar, hayatınız neşe, başarı ve mutlulukla yeterince dolu olmayacaktır.

6. Evet Deyin

Hayata “evet” demeye başladığınızda mükemmel şeyler olmaya başlar. Daha tutkulu olursunuz. Hayattan daha fazla keyif alırsınız. Daha fazla risk alırsınız bu da daha hızlı büyümeniz ve olgunlaşmanız anlamına gelir. “Evet” diyerek potansiyelinizi yaşayabilir ve bu serüvenin tadını çıkarabilirsiniz.

7. Beyninizdeki Çöplükten Kurtulun

Herkes zihinsel bir yük taşır. Ama en mutlu ve en başarılı insanlar bu çöplüğü pozitif düşünceyle değiştirir. Hiç bitmeyen bu döngüden kurtulmak iyimser ve mutlu yaşamak için gereklidir.

8. Hedeflerinize Giden Yolda Yaptığınız Hareketleri Günlük Hale Getirin

Başarı birkaç basit davranışın günlük tekrar etmekle yakalanır. Ne fazla, ne eksik. Sağlıklı, mutlu ve sağlıklı bir insan düşündüğünüzde bu insanın bazı şeyleri sürekli yaptığını görürsünüz. Hayatı fazla karmaşıklaştırmayın, nerede olmayı istiyorsanız, sizi oraya ulaştıracak şeyleri düzenli bir şekilde yapın ve başarana kadar ısrar edin.

9. Büyük Düşünün, Büyük Hayal Edin, Büyük Oynayın

Birçok insan averaj bir hayatla yetinir. Eğer sizin de istediğiniz gerçekten buysa, bu mükemmel. Ama bazıları daha fazlasını ister. Hayattan ne istediğinizi kararlaştırın ve pozitif düşünceyi onu elde etmek için kullanın. İşte bu kadar basit.

O zaman büyük bir mücadeleyle karşı karşıya kaldığınızda doğru düşünerek başarıya ulaşabileceğinizi unutmayın…

 

Kaynak: www.multiyasam.com

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Tourette sendromu kompleks ve nöro-pisikiyatrist bozukluktur. Tourette sendromu genellikle hareketsel ve ses tiklerini içerir. Aynı şekilde tekrar tekrar meydana gelen istemsiz, hızlı, ani hareketler veya sesleri çıkan tiklerdir. Göz kırpma, gırtlak temizleme, burun çekme, öksürme gibi tekrarlayıcı basit davranışlardır.

Tikler bazen çok ağır da seyredebilir. Her yüz çocuktan birinde motor tik veya vokal tik görülür ve yıllarca bu tikler kalıcı olabilir. Başka bir sağlık sorunu olmadığı tespit edilen bu çocuklarda tourette sendromu vardır.

Tiklerin başlangıcı çocukluk yaşlarında ve genellikle 5-6 yaşlarında başlar. Tourette sendromlu kişi normal zekaya sahiptir. Fakat bu bireyler günlük yaşamlarında ve toplum arasında bazı sıkıntılar yaşar. Bu toplumsal sorunlar bu kişilerde duygu durum bozuklukları yaratabilir.

Tourette sendromu erkek çocuklarda kız çocuklarına göre 3 kat daha fazla görülür. Tourette sendromu ergenlik dönemlerinde genellikle iyileşme gösterir. Tiki çok fazla olan çocuğun uzman bir psikolog takibinde olması önemlidir.

TOURETTE SENDROMU (TİK) NEDEN OLUR?

Tourette sendromunun genetik bir hastalık olduğu kanıtlanmıştır. Tourette sendromlu bireyin ya da çocuğun ailesinde veya yakın akrabalarında buna benzer sorunlar görüldüğü bilinmektedir. İkiz kardeşler üzerinde yapılan çalışmalarda bu hastalığın genetik kaynaklı olduğu ortaya koyulmuştur.

Ayrıca son yıllarda, sinir sisteminin yapısında yer alan bazı kimyasal maddelerin metabolizmadaki bozukluklara etkisi olduğundan söz edilmektedir. Dış çevreden gelen herhangi bir nedenden dolayı tourette sendromu oluşmamaktadır.

Fakat tourette hastalığı olan çocuklar toplum içine girmekten rahatsızlık duyarlar ve kaçınırlar. Bu çocuklar tikleri nedeni ile alay edileceklerini, dışlanacaklarını düşünürler. Bu ve buna benzer sorunlar bireyde ya da çocukta kaygı, mutsuzluk ve çökkünlük yaratabilir. Yaşadıkları bu zorluklar nedeni ile tikler daha fazla artabilir. Tikleri olan bir çocuğa yardım etmek yerine, onu eleştirmek, suçlayıcı davranmak, engellemeye çalışmak gibi yöntemler çocuğun tiklerini daha çok arttıracaktır.

TOURETTE SENDROMU BELİRTİLERİ

Tourette sendromu olan çocuklarda ya da yetişkinlerde görülen tikler göz kırpma, omuz silkme, baş sallama gibi tikler ile öksürme, aksırma, burun çekme, tırnak yeme, dudaklarını yeme gibi tiklerin bir arada görüldüğü bir hastalık çeşididir.

Tikler zaman zaman yer değiştirir ya da şiddeti azalabilir veya artabilir. Bu tikler arasında küfür etme ve açık saçık konuşma gibi tiklerde görülebilir. Bu nedenle ailelerinden azar işiten veya ceza alan çocuklar vardır. Hastalık genellikle göz kırpma, omuz silkme gibi basit tikler ile başlayabilir veya tikler başladıktan sonra şiddeti artabilir.

TOURETTE SENDROMU (TİK) TEDAVİSİ

Tourette sendromunun tedavi aşamasında bireyin kendisine, ailesine ve öğretmenlerine bilgilendirme yapılmalıdır. Tourette sendromlu çocuğun okul başarısı etkilendiğinde ya da bireyin yaşam kalitesi azaldığında ve insanlar ile ilişkilerinde sorunlar başlattığında tedavi süreci bir an önce başlamalıdır.

Tourette sendromunun tedavi sürecinde amaç tiklerin tamamen ortadan kaldırılması değildir. Çocuğun bu tiklerden dolayı duyduğu rahatsızlık hissi ve utangaçlığını en düşük seviyeye indirecek şekilde tiklerin kontrolünü sağlamak olmalıdır.

Tourette sendromu tedavisinde ilaç tedavisi ön plandadır. Psikiyatrist takibinde uygulanan ilaç tedavisinin yanında tourette sendromlu çocuk veya yetişkinin ailesi ve psikoterapi yolu ile başa çıkma becerilerini kuvvetlendirirler. İlaçların verilen dozlarda belirlenen günlerde alınması tedavinin seyri bakımından önemlidir.

Tourette sendromunun yani tiklerin bir hastalık olduğunu ailenin kabul etmesi önemlidir. Psikoterapi tedavisinde, bireyin ya da çocuğun sosyal ortamlara uyum süreci üzerinde durulur.

TOURETTE SENDROMU (TİK) NASIL ENGELLENİR?

Tourette sendromu (tikli olmak)genetik bir hastalıktır ve dışarıdan oluşan etmenler ile ilgisi yoktur. Dolayısı ile herhangi bir organ hastalığı oluyor ve bunun için nasıl tedavi olmaya çalışılıyor ise, tik sorunu ilaç tedavisi ve psikoterapi tedavisi ile kontrol altına alınabilir.

Tedavi sürecinde tourette sendromlu bireyin ya da çocuğun ailesi arkadaşları ve çevresi, hastalık ile mücadele etmek için önem taşır. Tourette sendromu ilaç tedavisi ve psikoterapi tedavisi ile tamamen geçmez iken, ilaç tedavisi ve psikoterapi tedavisi ile hastalığın kontrolü sağlanır.

 

Kaynak: www.saglikocagim.net

 

KONU İLE İLGİLİ BU MAKALELERİ DE OKUYABİLİRSİNİZ:

Tourette Sendromuna Hangi Bölüm Bakar?

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Öfkelendiğimizde ne tür sinirsel kuvvetler ortaya çıkıyor, hiç merak ettiniz mi? Öfke ile daha iyi başa çıkmayı öğrenebilmek adına gelin öfke beynimizde nasıl oluşuyor bakalım.

Beynin Duygu Merkezi

Serebral korteks beynin mantık ve karar alma bölümüdür. Burası beynin dış kısmıdır ve loplara bölünmüş şekildedir. Korteksi beynin strateji merkezi gibi düşünün.

Beynin duygu merkezi ise limbik sistemdir. Beynin daha derin bölgesine yerleşmiştir ve korteksten daha ilkel olduğu düşünülüyor.

Öfke ile dolan ve öfkesini yansıtan insan düşünme merkezini (korteksini) değil öncelikli olarak limbik sistemini kullanıyor.

Bugün Hiç Amigdalanızla Karşılaştınız mı?

Limbik sistemin içerisinde amigdala adı verilen küçük bir yapı bulunur. Bu yapıda duygusal hatıralar depolanır. Burası aynı zamanda beynimizin “savaş ya da kaç” tepkilerinden, hayatta kalma içgüdülerimizden sorumlu kısmıdır.

Çevremizden algıladığımız bilgiler önce amigdalaya gelir. Burada bilginin kortekse mi yoksa limbik sisteme mi gönderileceğine karar verilir. Gelen bilgi yeterince yoğun bir duygusal yüklenmeye neden olursa amigdalamız korteksi es geçerek bilgiyi limbik sisteme gönderir. Ki bu da kişinin beyninin alt kısımlarını kullanarak tepki vermesine yol açar.

Amigdala böyle bir bilgi veya olay karşısında sonuçlarını düşünmeden harekete geçer (çünkü beynin bu bölgesinde düşünme, değerlendirme, karar alma gibi yetiler yoktur). Bu tepkisel hadiseye “amigdala gaspı” deniyor.

Hormonlara Hazır Olun

Amigdala gasp edildiğinde kişiyi fiziksel ve duygusal alarma sokan hormonlar salınmaya başlar. Enerji patlaması yaşanır, kişi mücadele etmeye veya kaçmaya hazır hâle gelir. Bu hormon boşalması birkaç dakika devam eder, süreçte kişi genellikle kontrolünü kaybeder ve beynin düşünme mekanizması yeniden devreye girince pişman olacağı şeyler söyleyip yapabilir.

Ona Kadar Saymak Neden İşe Yaramaz?

Bazen kişi öfke patlaması yaşayarak sonra durulur gibi olur, ama ufacık bir sorunla karşılaşınca anlamsızca tekrar parlayıverir. Bunun nedeni hormonların kan dolaşımında uzun süre var olmalarıdır.

Bir kişinin öfke nöbeti geçirdikten sonra sakinleşip duygusal hareket etmektense beynin düşünme bölgesi ile hareket edebilmesi için ortalama 20 dakika gereklidir.

Sindirebilmek İçin Bu kadar Bilgi Fazla Mı?

Belki de öfkelendiğimiz zaman psikolojik olarak birçok şey yaşadığımızın farkında olmamız yeterli.

Önemli olan şu:

Öfke duygusal patlamaya ve kendimiz kaybetmemize neden olabilecek tetikleyici etkenler içerir.

Bir öfke patlamasından sonra tekrar mantıklı düşünmeye başlamamız için gerekli olan süre yirmi dakikadır.

Bunu bilmek kendi öfkemizle ve başkalarının öfkesi ile başa çıkabilmek için çok yardımcı olabilir. Karşımızdaki kişi “amigdala gaspı” yaşadığı zaman neler olduğunu konuşmak ve tartışmak için ona yirmi dakika zaman tanımalıyız çünkü hormon yoğunluğu ancak bu süre içerisinde düşüyor.

 

Kaynak: www.multiyasam.com

ÖNEMLİ UYARI 

 Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız. İçerikler tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Mutlaka bir uzmana danışmanız tavsiye edilmektedir.